12 Haziran 2009 Cuma

Ziyaretçilerimizden...

Sokakağzındaki Ailemiz ve Evimiz;

Yolculuğumuzun sona erdiği yer olan Liman Konuk Evi'ne ulaştığımızda bizi o ana kadar hiç tanımayan ama sanki ailemizden bireyler gibi karşılayan Deniz Abla, Neşe Abla ve Şener Ağabey'in sıcak ilgisi ile buranın diğer tatil yerlerinden olmadığını ve evimize geldiğimizi anladık.

Sevimli Dostlarımız Poyraz ve CanCan meraklı bakışlarla bizi izliyordu. Mükemmel denilecek bir akşam yemeğinden sonra güzel sohbetler ederek tatilimize başladık;

Her köşesinde Deniz Abla, Neşe Abla ve Şener Ağabey'in zevk ve özeni hakim olan evimizde odaların temizliğinden tutun da, Organik koşullarda komşu tarlada yetişen sebzelere kadar herşey titizlikle konuklara sunuluyor. Balıklar Şener Ağabeyin oltası ve tavasından çıkma , sıkı bir sınavdan geçerek ve lezzet fışkırarak masaya geliyor. KALAMAR konusunda ise sadece şunu söyleyebiliriz; 44 yaşındayız ve böyle kalamarı( abartmıyoruz) bu güne kadar yemedik. Bunun yanında değişik tat ve mezeler ile ana yemekleri burada anlatmak için satırlar maalesef yeterli değil porsiyonların büyüklüğünü hiç söylemeyelim, abartırsanız mesela bizim gibi gece rüyanızda orkinos bonfileler üzerinize doğru gelir. Sabahları konuklara verilen kahvaltı ve reçeller Deniz Abla'nın elinden ; Dikkat edin parmaklarınızı da yiyebilirsiniz. Kahvaltıda verilen ekmeklere ilave olarak bir kaç ekmek sepeti daha tüketiliyor.

Tüm bunların dışında mekan tam bir masal bahçesi.Fotoğraflar anlatmaya yetmiyor, yaşamak lazım. Odalar aynı evlerimizdeki odalar gibi insanın içi ısınıyor , mis gibi sabun kokuyor. 5 yıldızlı otel konsepti yada butik otel kandırmacası yok!!! Aynı evimiz gibi içimize sinen ve hiç çıkmak istemeyeceğiniz şirin mekanlar. Ama odalardan çıkacaksınız ki yemyeşil bahçe, turkuaz sedirler ve yastıklarla haşır neşir olabilesiniz.

Bunlarla anlatmaya çalıştığımız; bu mekana hayat veren DenizAbla, Neşe Abla ve Şener Ağabey'in sınırlı imkanları ile neleri başarabildiklerini ve bu mükemmel ortamın asıl onların abla ve ağabey sıcaklığı ile nasıl bu hale geldiğidir...Ellerine ve yüreklerine sağlık!

Sempatik tavırları ve candan yaklaşımı ile Gürcan kardeşimizden de bahsetmeden geçersek haksızlık etmiş oluruz. Çevre gezisi isterseniz Gürcan sizi arkadaşlarını dolaştırır gibi özenle gezdirip evinde konuk ediyor ve üste yarım elma gönül alma kabilinden gözlerinizi yaşartacak annesinin yaptığı köy ekmeği bile hediye ediyor. Dostluk bu olsa gerek!!!

Son söz;
Son yıllarda denizi temiz olan tesisler Mavi Bayrak alıyorlar. Bize göre konukevimizin denizi çok daha temiz olduğu için TURKUAZ Bayrak verilmeli. Çevreye saygılı düşünce ve uygulamalarından dolayı ayrıca bir YEŞİL Bayrak da yanında verilmeli.
Tesis Hakkındaki Puanlandırma ve giderseniz(mutlaka gidin) uygulamaları;
Yıldız; ******* (7) yıldız 5 'i tesis için, biri dostluk için, biri de çevreye duyarlılık için.
Ödeme: Nakit,Havale , eğer paranız yoksa Denizkabuğu ve Çim biçme işlerini yaptırarak yardımcı oluyorlar:)
Tüm bunlardan sonra ;
Deniz Abla , Neşe Abla ,Şener Ağabey sizi çok seviyoruz. İyi ki Varsınız. İlk fırsatta kaçıp tekrar geleceğiz ve hesabı bu sefer deniz kabuğu ile değil, Her yerde geçen T.C.Darphanesinin bastığı paralarla ödeyeceğiz:))
Koral&Yasemin ÖZEL


****


Bir öğle yemeğinde tanıştım Liman Konukevi ile. O kadar şirin bir yer ki... Denizin hemen kıyısında, her yer beyaz ve mavi, karşınızda Midilli. İşletme sahipleri ile tanışmak ve yakınlaşmak çok zaman almadı. Öğle yemeklerine de ortak oldum. Hemen koca bir tabak uzun zamandır bu kadar lezzetlisini yemediğim kabak yemeklerini de tadma şansım oldu. Dinlenmek ve aileden balıkçı olan bu şirin konukevinin sahiplerinden envayi çeşit balığın türlü usullerle nasıl pişirildiğini öğrenmek daha sonra eşinize, dostunuza hava atmak için kalınması gereken bir yer.

Gezgin.


****


Merhabalar,

Bu dünya güzeli ve huzurlu evinizde çok mutlu ve kendimizi özel hissettiğimiz bir hafta sonu geçirdik. Sanki evinize misafirliğe gelmişiz gibiydi...

Çok şirin ve özel odanızda mışıl mışıl uyudum. Damağımızda lezzet bırakan , krallara layık kahvaltınız ve mükellef akşam yemeklerinizle ağırlandık.

Kafa dinlemek için ideal bir yer. Sabah kuş cıvıltılarıyla uyanmak harika. Sizin, Eşiniz Neşe Hn.'ın ve Deniz Hn.'ın Pozitif enerjinizi karşılandığımız ilk dakikada aldık. Naturel ve sevimli davranışlarıyla çalışanınız Gürcan'dan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Ayrıca ilk gün kapıdan girerken bizi karşılayan Poyraz'ı , davetsiz misafirlerimiz olan kedilerden, bizi kurtardığı için sevgiye doymak bilmeyen Cancan' ı ve masum bakışlarıyla Tina' yı unutmak ne mümkün...

Sakinlik ve huzur isteyenlere şirin ve samimi evinizi tereddütsüz tavsiye edeceğim. Nezih, gözü kapalı gidilecek, gayet başarılı bir mekan yaratmışsınız. İnternet sayfanızda gayet mütevazi bir tanıtım yapmışsınız ama bu konuda tevazu göstermenize gerek yok. Doğaya ve çevreye olabildiğince duyarlı böyle bir işletmeyi ülkemize kazandırdığınız için sizleri gönülden tebrik ediyorum.

Artık, bizim de Assos' da bir evimiz var. :)
Deniz Hn. , Neşe Hn. ve Şener Bey tüm içtenliğiniz ve misafirperverliğiniz için teşekkürler.

Tekrar görüşmek dileğiyle, Sevgiyle ve sağlıcakla kalın...

Sibel & Semih

*****

Sivrice...

Amatör Balık Avcılığı Forumları kurulmaya başlandıktan ve üye sayılarında belirgin bir artış gerçekleştikten sonra herkesin dilinde dolaşır oldu Sivrice kelimesi. Sevgili Vedat Abayoğlu ve Orhan Küçükbiçmen'in olağan üstü çabaları ile belki de en azından amatör balıkçılar için en bilinen ve en çok özlenen yer olup çıkıverdi.

Her balıkçının düşü, Sivrice'de o değerli insanlarla beraber olabilmek ve fotoğraflarına imrenerek baktığı o güzel balıklardan bir nebze olsun sebeplenebilmek haline geldi.

Daha sonra Sivrice'den değişik simaları da tanır olduk. İçlerinden bir vardı ki, emekli kıdemli deniz albay Şener ERGUNSÜ... Geleneksel balık işleme sanatımızın mamüllerini tanıtması ve inanılmaz yemek tarifleri ile gönüllerde taht kurdu ve haklı bir üne de kavuştu. Ne mutlu ki bize beraber çalışma şansına eriştik. Komutanımla ilişkimiz artık bir balık forumunun iki üyesinden çok bir abi kardeş ilişkisine dönüşmüştü.

Elbette Sivrice'nin çağrısına biz de kulak verdik ve onun misafiri olduk. İlk gidişimizde daha sonraki gidişimizi garanti altına alabilmek için eşlerimizle gittik. Ne kadar da akıllıca davrandığımızı anlamış olduk (!). Oranın ortamı, Komutanımın Vedat Abi'nin, Orhan Abi'nin konukseverliğini gören eşlerimiz daha sonraki gidişler için icazeti hemen orada verdiler zaten...

Bunun haricinde bir kez daha bir Sivrice ziyaretimiz gerçekleşti. Daha sonra Komutanımın Kaş seyahati ve orada bir süre kalması ve geçirdiği talihsiz rahatsızlık sonrası Sivriceye dönüşü... Elbette bu zaman zarfında irtibat hiç koparılmadı. Niyet her zamanki gibi tekrar Sivrice'nin havasını solumaktı.


Günlerden bir gün Komutanım bombayı patlatıverdi. Yeni bir mekan açıyorlardı. "Liman Konukevi & Tunç Balık Restaurant" İnanılmaz bir haberdi bu. Bana göre de çok doğru bir teşebbüstü. Hazırlıklar yapıldı ve mekan açıldı... Sivriceye gitmek kesinlikle ama kesinlikle şarttı artık. Komutanımın mekanında konaklamak, geleneksel balık mamüllerimiz ile beraber harika balık yemekleri yemek, muhabbetin dibine vurup bir güzel kafayı çekmek... Balık yakalamak mı?... Doğru ya, onu da yapmak lazım...


Kısmet geçen hafta sonunaymış. Sevgili arkadaşım Hasan ile beraber düştük Sivrice yollarına... İzmir'de kış kıyamet. Yağmurla beraber seyahat ediyoruz. Arkada bıraktıklarımız telefon ediyorlar. "Bu havada yola mı çıktınız? Bu havada mı gidiyorsunuz?..." Havada bir şey yok ki... Hava durumuna baktık öğleden sonra yağmur yok. Rüzgar çok az, rahatsız etmez...

Öğlen saatlerinde oradaydık. Sivrice'yi falanda geçmiştim hani ben. Zaten nedendir bilinmez yolu sanki Karaburun yolu kadar aşina gelmişti bana. Ama Komutanım ile tekrar karşılaşmak, elini sıkmak... Neşe Ablam... Deniz Hanım... Deniz Hanım ile ilk kez tanışacaktık ama daha önce bir kez telefonda görüşmüştük. Yabancılık çekmedik ikimiz de...

Komutanım sımsıcak bir karşılama sonrası tezgahın başında yarım bıraktığı sübye yemeği ile uğraşmaya devam etti...

Evet... İşte oradaydık. Sanki dün ayrılmış gibi... Hep berabermişiz gibi... Belki de her dönüşümüzde geride bıraktığımız bir yarımızı bulmuştuk. Belki de ondan hiç gitmemişiz gibi geldi...

Liman Konukevi son derece zevkli dekore edilmişti. Taş bir evin odaları düzenlenerek şimdiki haline kavuşmuştu. Liman Konuevi'ne baktığınızda (en azından ben) Ege ve Anadolu'nun sentezini görüyorsunuz. Egeye has sıcaklığı, Anadolu'ya has bilgeliği, İstanbul'un belki de son temsilcilerinin yaşadığı o Beyefendileri ve Hanımefendileri... Liman Konukevinde hepsi bir arada işte...

Sohbet derken, balık avı derken, Liman Konukevi'ni tanımak derken akşam geldi çattı. Ancak bizim oraya ulaşmamızdan akşama kadar geçen süre içerisinde ne Neşe Hanım, ne Deniz Hanım ne de Komutanım inanın bir dakika durmadılar. Bir insan nasıl bu kadar koşturabilir? Seyrederken ben yoruluyorum. Yahu, vallahi billahi yoruluyorum...

Akşam yemeği hazırlıkları devam ederken bir yandan Komutanımla sohbet ediyor bir yandan da akşam güneşinin ışıklarının Midilli'yi aydınlatışını izliyorum bir yandan da. Karanlık kavuşunca suyun karşı tarafında da ışıklar yanacak, bizim tarafta Ege türküleri, diğer tarafta tavernalardan Rebetiko nağmeleri denizin ortasında birbirine karışacaklar. Konukevi'nin bahçesindeki iğde ağaçlarına asılı fenerlerimizin ışığında biz de kadehlerimizi kaldırıp "gia sou" diyeceğiz suyun diğer yanına... Biliyoruz ki "yarasın" diye kalkacak kadehler oradan da bize doğru...

Akşam yemeği geldi çattı. Ne kadar da açıkmışım, hiç farkında değilim. Akşam yemeğinde hepsi el ile üretilmiş geleneksel balık mamullerimizden mezelerimiz, kızartmamız, dolmamız, baklamız, humusumuz... Komutanımın kendi elleri ile yaptığı orkinos köftesi, sübye, lüfer ve kılıç... Ama en unutulmazı Adabeyi (lipsoz) çorbası.

Gecenin ilerleyen saatleri... Kendime bir kahve yapıyorum. Şöminenin karşısındaki masada bir aradayız... Deniz Hanım ile konuşuyoruz... Züğürt Ağa ve Kahpe Bizans gibi filmlerin sanat yönetmenliğini yaptığını öğreniyorum. Bunların yanında pek çok dizi filmin de sanat yönetmenliğine imzasını atmış. Artık buradayım diyor. Sivrice onu da esir etmiş kendine. Hoş bundan kimse de şikayetçi değil bu güne kadar.

Yan tarafa sebze diktiklerini gelen misafirlerin domatesi patlıcanı, biberi kendi elleri ile toplamalarını istediklerini, insanların kendi evlerindeymişcesine rahat olmalarını hedeflediklerini anlatıyor. Zaten ailelere hizmet vermek istediklerini, eş dost akraba herkesin bir arada tatil yapmasını hedeflediklerini, zaten Konukevi'nin de bunun için biçilmiş kaftan olduğunu söylüyor.

İşin içinde Deniz Hanım, canım Neşe Ablam olduktan sonra bunların geçekleşmemesi için hiç bir neden de yok. Eh Komutanımda balık yemeklerini üzerine almış durumda... Daha ne olsun? Küçük bir sorun dışında... Deniz Hanım ve Neşe Hanım sebze yemeklerini ve tatlıları muhteşem yapıyorlar. Komutanımın onlarla başa baş güreşebilmek için kendini daha fazla yorması gerekecek sanırım

Gece çekilen nefis bir uyku... Oksijen o kadar yoğun ki, alıştığınızdan çok daha az uyku ile her zamankinden daha dinç kalkıyorsunuz. Ve elbette kurt gibi acıkmış olarak. Sabah kahvaltısı çoktan hazırlanmış. Neşe Ablam ve Deniz Hanım sabahın erken saatlerinden itibaren her şeyi hazır etmişler. Kahvaltı sofrasında domates, salatalık, 4 çeşit reçel (kayısı reçeli sandığım içine badem konulmuş kivi reçeli, ayva reçeli sandığım domates reçeli, portakal kabuğu reçeli ve kızılcık reçeli, siyah ve yeşil zeytin, (zeytinyağı, pul biber ve kekik serpilmiş) ayrıca kekikli ve pul biberli zeytinyağı, biber salçası ve kuru meyveler, badem ve fındık ile dolu bir tabak... Ben hangisini yiyeceğimi şaşırmadım. Hepsini yedim.

Her güzel şey gibi hiç istemese de insanın ayrılıp gitmesi gerektiği anlar ne yazık ki illa oluyor. İşte o an gelip çattığında geldiğinde yabancılık çekmemek için bir yarını bırakıp gidiyorsun. Geldiğinde orada olacağını biliyorsun. Yine de o güzel insanlardan ve bu bakir doğadan ayrılmak hep zor gelmiştir bana. Gittiğimde hiç yabancılık çekmeyeceğim bildiğim halde...

Sizden ayrı kaldığım süre içerisinde, Karaburun'un mavi sularında, gecenin sessizliğinde Midilliye gönderdiğimiz türkülerimizden izler arayacağım. Midilli'nin ışıklarına bakarken Sivrice'nin ışıklarını soracağım. Sİvrice'nin ışıkları yerine onlara bakacağım. Buna çok sevineceklerine eminim...

Mehmet PEKMEZCİ

****







2 yorum:

ayselaysu dedi ki...

muhteşemdi herşey.tam bir misafir olarak ağırlandım.odam çok temizdi,yemekler çok lezzetliydi,porsiyonlar büyüktü.hizmet çok iyiydi.samimi ama mesafeli davrandılar.bahçenin,denizin,ortamın ambiyansı çok güzeldi.herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş burda.tekrar tekrar gitmek istediğim ve herkese tavsiye ettiğim bir ev.deniz,neşe,şener,gökhan,mustafa;çok teşekkürler,sayenizde hayatımın en güzel tatilini yaptım

sibel dedi ki...

selamlar,
Haftasonu tatili için geldiğimiz konuk evinizi çok beğendik ve daha ordayken tekrar ne zaman gelebiliriz planları yapmaya başladık. Hem sizler, hem çalışanlarınız çok cana yakınsınız. Odalarınız ve bahçe aynı internet sitesinde göründüğü gibiydi ve çok keyif aldık. Bu konsept, uyum ve detaylar için ciddi bir emek harcandığı belli oluyor. Tasarım ve yapım aşamaları çok keyifli geçmiştir diye düşünüyorum. Bahçedeki neredeyse tüm divanları değerlendirdim. Okyanus odasında konaklama ayrıcalığımız oldu. Daha sıcak havada gelenler veya kolay üşümeyenler balkondaki divanda uyumayı deneyebilirler. Müzik seçimleriniz de hoştu. Balık konusunda özel bir yer olduğunuzu gelmeden önce fark etmeye başlamıştık ama kısa sürede yeme fırsatı bulduklarımız da sitenizdeki diğer ziyaretçi görüşlerinde bahsedilenlerin teyidi oldu. Nane reçeli ve mezelerin de hakkını yememem lazım. Deniz kestanelerine karşı kum torbalarından yapılan yol işe yarıyor. Kayalardan girmek de ayrı bir güzellik ve heyecan oldu benim gibi bir apartman çocuğu için. Şimdiki beach modasının dışında sakin, doğal ve vahşi bir deniz tecrübesi oldu. Deniz ayakkabısı getirenler rahat edeceklerdir. Denizin nasıl bu kadar berrak olduğuna ve görüş mesafesine şaşırabilirsiniz.
Teşekkürler, sibel.